ev kopyalarımız
ev diye bir şey var. benim evim. senin evin. evimiz. sonra bir de evlerin sakinleriyle katmerleşen, eve ait özgün kopyalar. hani benim evde hiç bilmediğim bir köşenin huzurunu tadan bir başkası var ya, işte evin onun filtrelerinden geçip yorumlandığı o farklı hallerini kastediyorum. mesela niko, ben banyoya girdiğimde hemen koşup tam banyo ile evin ana kapısının kesiştiği köşeye yatıyor, karnını açıyor, yuvarlanıyor biraz yerde. ben kapıya doğru yaklaşırken miyavlayıp iyice geriniyor. o köşeye sadece niko öyle yatıyor mesela. hikaru bütün gün buzdolabının üzerinde uyuyor, ama ne zaman salona girecek olsam hemen koltuğun köşesine gelip tırnaklarını minderlere geçirip bana bakıyor. ben, koltuk, baba, merhaba, der gibi. tofu da hep kuşlara bakıyor mutfaktan, pencere önü çiçeğim. onun oradan gördüklerini ben pek göremiyorum. bir açı olmalı, tofu’nun en sevdiği açı. gönyeler yetmez onu anlatmaya. öyle bir şey. ama her biri için bu ev, bir ömür boyu, ev gibi, huzur gibi kokan tek yer olacak onu biliyorum. bu evin her köşesindeki kokuyu, çıtırtıyı, tozu, çentiği onlar biliyor. o bildikleri de her biri için evin farklı bir karbon kopyası aslında. hepsini üst üste koyup güneşe doğru tutmak isterdim. krokilerimizin örtüştüğü yere ufak bir minder koyup sonra da usulca uyumak.