Delilerden Sen Anlarsın

inci taneleri

pisipisi otu diye bişi var. neden var? bugün bunu sorguladım. küçükken birbirimize atıp kazağımıza hırkamıza takılınca ehüböhü diye gülerdik. yıllar sonra beni bu kadar üzeceğini hayal bile edemezdim.
hani saça, kazağa, hırkaya, yeleğe, hani her bişiyin üstüne takılıp böyle insanı sinir eden garip bi ergonomisi var ya… işte o böyle hayvanlar için ekstra tehlikeliymiş. hiro bu sabah otların arasında orayı burayı koklarken burnuna pisipisi otu kaçmış. sonra uzun süre hapşurup durmuş. apar topar kliniğe gittik çünkü otun yapısı sebebiyle geriye çıkması mümkün değil, tam tersi sürekli daha derine ilerliyor. bazen derilerine batıp etin içine giriyor, hızla nefes alan bi hayvanda akciğere bile kaçabiliyor. yani apar topar derken abartmıyorum.
resepsiyonda çalışan mutsuz insanları asla anlayamıycam sanırım. keşke başka güzel bi iş bulsa hepsi. ama bu apayrı bi konu. resepsiyonu aştıktan sonra hiro’yla beraber veterinerin odasına girdik. hiro tabii ki aşırı mutlu. doktora, hemşireye, o köşeye bu köşeye, zıplamalar, kuyruk sallamalar, gıdık açmalar, gerdan kırmalar. hep çocuk.
veteriner iki seçeneğimiz var dedi. birincisi hiro’ya narkoz verip burnunda yer alan üç kanalı da kontrol etmek. ama bu işlem narkoz gerektirdiği için illa ki riskli. bi de uyanması, kendine gelmesi, yeniden ayağa kalkması derken 5-6 saat sürüyor. diğer seçeneğimiz, kortizol ve ağrı kesici iğne yapıp beklemek. bu sayede burun içindeki şişliği indirip ağrıyı azaltabilir hem de belki kaçan şeyin kendiliğinden çıkmasını bekleyebiliriz. ama seçim size ait. böyle durumlarda en sevmediğim seçimsel özgürlük çeşidi bu. çünkü o kadar bilmiyorum ki doğru olan nedir…
iğneye karar verdik. hiro’ya boynundan masaj yaptım. kafasını yukarıya doğru kaldırıp arkaya döndü ve gözlerime baktı derin derin. ben burdayım babacım, dedim. öyle sakinleşti. sarıldım. alnından öptüm. hiç ses çıkarmadı. ilk iğneyi yaptı doktor. biraz canı yanar gibi oldu. heyecanlandı. birden zıplayıp aşağı atlamaya çalıştı. dört kişi zor tuttuk. sonra sırtından tutup yine sarıldım. kulağından öptüm, boynunu kaşıdım. sakinledi. o sakinlediği an ikinci iğneyi yaptı veteriner. tık tık. sonra bıraktık, hemen aşağı atladı. ortalıkta dolanıp biraz havladı. ama canım acıdı neden yaptınız der gibi. sonra iğne olduğu yeri yaladı. havladı. sonra da hapşurdu. veteriner hmm dedi. ben de aa bak gördünüz mü der gibi veterinere baktım. biz öyle bakışırken hiro üst üste hapşurmaya başladı. 6-7 kez üst üste hapşurunca, veteriner o zaman ikinci seçeneğe geçelim dedi.
o gölgemin üstünden nası atladım bilmiyorum. gerçekten ilk ama ilk kez hiç biz olmadan, tek başına, yabancı birinin yanında kalacak olması, o an, beni çok üzdü. o gölgeyi unutamıyorum. böyle omuzlarıma, boynuma, gırtlağıma kadar büyük yağmur bulutları öbeklendi sanki. gidemiycem, ben de yanında olsam dedim. ama ameliyathaneye girmeniz mümkün değil, dedi veteriner. biraz ödül maması aldı avcuna. hadi ben onun ilgisini dağıtırken siz çıkın dedi. burnuna dokundum. babam hiçbişi olmuycak, diyebildim. sonra yerden kalkıp arkamı döndüm. kapı kapandı.
bekleme odasına dönmek, hiro’nun havlamasını duymak, o her havladığında iyice ezilmek, böyle üstüm başım ıslanmış, esvabımla suya dalmışım da ağırlaşıp ağırlaşıp derinlere çökmüşüm gibi bi metalik yorgunluk çöktü üstüme.
o 6 saat nasıl geçti bilmiyorum. veterinerin odasına girdiğimde hiro boynu yere daha yakın, sanki utanmış da başını eğmiş gibi, hafif paytak, sağa sola yürüyordu.
beni görünce hemen gelip başını bacaklarımın arasına soktu. sanki, burası çok aydınlık, gözümü kapasana der gibi. gözlerini kapadım. sarıldım.
gözlerini ben kapasam, gözlerini açınca ben olsam hep yanında istedim. hiç bırakmasam onu yalnız. en karanlık yağmur bulutlarında, sel sularında boy verirken bile keşke bi cebi olsa da ben orda onun tam yanı başında bi yerde dursam istedim.
burdayım, babam, burdayım, dedim.
sonra salyaları dolandı ellerime. halat gibi, kalın, eskiden olsa ıyy diyeceğim, yapış yapış o salyalar. sanki inci kolyeler gibi doladım ellerime, parmaklarıma, tek tek topladım dudaklarının kenarlarından.
veteriner bugün biraz sersem gibi olabilir, kusabilir, yemek vermeyin ama su içebilir, derken bana bi tutam peçete uzattı.
ağzını yüzünü sildim. ellerimi sildim. peçeteleri top yapıp cebime koydum.