kapat gözlerini ve düşün
ipekten bir deniz, pamuktan bir gökyüzü, tomurcuk yüreğimizde. meleklere inanır mısınız? bugün hiro'yla veterinere gitmem gerekti. sabah 6 gibi garip bi sesle uyandım. bi köpekle yaşamış olan herkesin çok iyi bildiği o HILDDIK HILDDIK HILDDIK BRUAGH BRUAGHH sesini duyunca yatakta hiç kıpırdamadan bekledim. çünkü hiro kusarken ilgisi dağılmasın istiyorum. hani herkesin eydieyçdisi var ya, hiro'nun da var, o da trendi bi çocuk. kusarken bile iki hareket et, seni bi görsün, hemen kustuğunu unutup kuyruk sallamaya başlıyo. neyse. sonra kalktım, biraz maması kalmış midesinde heralde, onları kusmuş temizledim. sonra yattım. geldi kıçını sırtıma dayadı öyle uyuduk. bi yarım saat sonra tekrar kalktı. HILDDIK HILDDIK... alla alla dedim. yine kıpırdamadım. ama böyle çenem buruştu, yüzüm düştü. nesi var bu çocuğun yaa dedim içimden. sonra kalktım, temizledim, yattım, geldi sırtını sırtıma dayadı, uyuduk, 20 dakka sonra kalktı, kustu, geldi yattı, ben uyuyamadım, öyle sırtından kalp atışlarını dinledim, sonra kalktı yine kustu, kalktım baktım, artık sadece renksiz hafif kabarcıklı bi safra geliyo. saat 9'a yaklaşıyodu. giyindim, hadi babacım dedim. hiç öyle etrafta deli deli koşmadı. hemen tasmasını, tracker'ını, gövdeliğini giydi. çıktık. çişini kakasını yaptı, veterinerin önüne vardık.
veterinerin odasında bi kişi, bekleme odasında iki kişi, toplamda da 2 kedi bi köpek, bi de hiro'yla ben. biz dışarda bekledik. köpekler ufak yerde yan yana gelince hep bi aksilik çıkıyo çünkü. sonra o çıktı o girdi o çıktı o girdi derken bekleme odası boşaldı, ben de hiro'yu alıp içeri girdim, köşedeki sandalyeye oturdum, başını bacaklarımın arasına koydu, ben de boynuna masaj yaptım, kulaklarını okşadım, öyle rahatlasın diye her şeyi yaptım, şarkılar söyledim. böyle dilini çıkarıp gülümsedi durdu. neden sonra içeri birisi girdi. kısacık saçlı dövmelerle kaplı bi kız, kucağında da bi bez. bez değil bi çarşaf. yok çarşaf değil bi gömlek. belli ki kendi gömleği. o gömleğin içinde de bişi var, böyle dürmüş anlayamıyorum. sonra kulaklarını gördüm, aa tavşan. öyle etrafta dolanıp durdular. hiro HOV HOV HOOOOVVV yaptı sürekli, yapma babacım dedim, otur dedim oturdu. kız hiro'ya güldü, hiro yine heyecanlandı. böyle bi yarım saati beraber geçirdik hiç konuşmadan. ama yavaş yavaş kızda bi gerginlik oluşmaya başladı. böyle yüzü düştü, bi oraya bi buraya bakıyo, düşünüyo.
dedim heralde tavşanı çok hasta. sıramızı onlara mı versek acaba diye hiro'ya baktım. hiro oluuuur dedi. kıza döndüm, o tavşan mı dedim. o da yabancıymış, biraz kırık bi almancayla evet, otobanda buldum dedi. sonra ben uber için çalışıyorum, yolda gördüm, dedi. araba çarpmış tavşana. oracıkta can cekişmiş belli ki. bu kız da bisikletinden inip hemen almış, gömleğini çıkarıp ona sarmış, veterinere getirmiş.
önce siz girin lütfen dedim, çok teşekkürler, dedi. sonra ama çok geç sanırım dedi. bi 10 dakika daha beklerse yapamayacak. almancası o kadar basit ve netti ki o an ölüm daha da belirginleşti sanki. nefes alamadım. sonra içeriden epilepsi hastası olduğunu öğrendiğim köpekle babası çıktı. kız hemen içeri girdi, öncelikle... dedi, kapı kapandı.
almanyada kapılar çok ağır. ses boğuk boğuk geldi anlamadım. ama sanki uzun konuştular. sevindim. bi 20 dakika kadar bişiler oldu içerde. sonra kapı açıldı birden. kız bana baktı, ben kıza baktım sonra kollarının arasındaki mavi örtüye. noldu der gibi kafamı sağa yatırdım, çok geç kaldım dedi. böyle ağladım ağladım ağladım, 2 saniye boyunca bağırarak ağladım, sonra, danke dedi. çıktı. ağzımı açtım ama sesim de çıkmadı.
bence o kız, o tavşanın meleğiydi, onu veterinere geç getirmedi, onu o otobandan alıp çıkardı, sessiz sakin bi yere getirdi. kapat gözlerini dedi. kapat.