kör noktalar vardır her aşkta

ikinci okumayla ilgili olarak t bi şey yazmış; çok hoşuma gitti.
beyin sahiden de gerçeği kaydetmiyor; kendi başına inşa ediyor. doğrularımız bir iskambil destesi gibi, bazen pişti yapıyoruz, ama destelerimiz hep farklı.
hani bi elinle bi gözünü kapayıp bi noktaya baktığın sonra geri geri gelirken diğer gözünle o noktanın kayboluşuna şahit olduğun bi test vardı. gözünün içinde bile bi kör nokta var, beynin oraya komşu piksellerinden bir şeyler derleyip kapatıveriyor. ailenden aldığın şablonlar da böyle işliyor bence. insanın tehlikeli olanla sorunları, normal gördüğü ile kurduğu yakınlığı, bi süre sonra gerçekliği oluveriyor. alternatifler var; ama beynin o alanlara komşu deneyimlerden bir şeyler koyup doldurmuş çoktan. o alternatif boşluğa adım atmıyorsun çünkü aklına bile gelmiyor.
insan konuşurken bile kelimeleri tek tek düşünmeden konuşuyor; bir sonraki kelime kendiliğinden yuvarlanıyor yanak içlerimizden dışarı. anlamlı her sözümüz birbirinin peşi sıra gelmeye alışmış öbeklerden doğuyor. bence okumak da bu açıdan faydalı, okuduğunu hatırlamasan bile tahmin mekanizman daha zengin işlemeye başlıyor. o yazıyı yazan kişinin "tahmin havuzunda" bi ıslanıp çıkmış oluyorsun, bazen boy veriyorsun, bazen takla atıyorsun. ama en nihayetinde neyi nasıl gördüğün değişiyor.
kibarlık da bence tahmin kavramının pratiğe dökülmüş en ilginç hali. sen benim nasıl davranacağımı tahmin ediyorsun, ben seninkini. iki taraf da o tahmini bozmamak için emek harcıyor. ben senin o kibarlığa değer olduğunu düşünüp hareket ediyorum, sen de bana kibarca açıyorsun kendi kapılarını. sanırım almanya'da en sevdiğim şey neredeyse herkesin bi kapıdan geçerken bi sonraki kişi için kapıyı tutması. herkes "varsayılanlar" hafızasında bi sonrakinin o kibarlığa değer olduğunu hissediyor. bu bence çok pötibör bişi.
yine de işte en ilginci gözün o kör noktasını örten beyin, miras aldığı şablonlarını gerçek sanıyor; konuşurken dilimiz aslında boşlukları dolduruyor; kibarca hareket ettiğimiz her adımda anlamayı ve anlaşılmayı sürdürmek için ilişkilere yeni şanslar veriyoruz. yani sürekliliği korumak için gerçeğin üstüne bir şeyler koyup duruyoruz.